Projeyi ilk duyanlardan biri olarak, programı öğrendiğim ilk andan itibaren çok istememe rağmen, türlü aksilikler yüzünden gelmekten umudumu kestiğim bir anda, birden gelişen durumlar neticesinde Kadınca Yaz(ı) Kampına 2. gün akşam üzeri geldim. Gümüşlük yolu üzerinde, solda küçücük duran Gümüşlük Akademi tabelasının olduğu toprak yola girdi beni getiren oğlum Berk. “Anne burası dağ başı” diye hayıflandı. Aynı anda kitapdaşım Sema, bizi bayır yolda karşıladı. Onu gördüğüm anda içimdeki merak bir anda coşkuya döndü. Koluma girip, derste olan arkadaşlarımın yanına götürdü. Edebiyat Evi’nde, beni yüzleri gülen, sıcaktan hiç bunalmamış, yürekleri kocaman arkadaşlarım alkış ve yaşa sesleri ile kraliçeler gibi karşıladılar. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Sarılmalar, öpüşmeler ve hemen derse katıldım. Bu grubun içinde olduğum ve sonunda gelebildiğim için şükrettim.

gölet gümüşlük akademiDoğaya sadece ihtiyaç dâhilinde dokunulmuş, her türlü keyif sunulmuş, müthiş bir yerdeydim. Meşe ağaçları, bitkiler, sonradan oluşturulmuş içinde yaşayan her türlü canlı ile nefis gölet, yemek yenecek yerleşimler, mutfak, anfi tiyatro, ağaç heykelcikler, tamamen aslına sadık kalınmış toprak fırın, tertemiz tuvalet, kediler, uzanmamız için ahşap veranda, ağustos böcekleri ve harika bir manzara…

Hayatımın en iyi, en güzel deneyimlerinden birini yaşıyordum.

Her gün derslerimiz vardı. Yasemin Hocamızın bizimle paylaştıkları ve farklı alıştırmalar yanında, Latife Tekin, Mahmut Temizyürek, Neşe Yaşin ve Ceren Sungur’u dinledik. Anlatımları, hayata bakışları, eserleri ile bize olan katkıları ve keyifleri hiçbir şeyle ölçülemezdi.

yazı kampı dersteBir yazarın, bir objeye bakışı ile okurun bakışı arasındaki farkı saptadık. Daha etraflıca anlatıyor, çarpıcı olgularla anlatımlarına büyü katıyorlardı. Kitapdaşlarım, yeni arkadaşlarımızla, doğayla kurduğumuz bağı kelimelerle anlatamam. Olağanüstü bir enerji aramızda uçuşuyordu.

Dinledik, yazdık, sorular sorduk, okuduk. Disiplini hiç bozmadan güldük, eğlendik, denize gittik, film seyredip üzerine konuştuk, tartıştık… Kıkırdadık, kadınca espriler yaptık, sıcaktan şikâyet ettik.

Bu arada bir şeyi anlatmadan geçemeyeceğim. Sıcak dedim ya, beni Edebiyat Evi’nin karşısındaki odaya (düzayak) Semoş’umla birlikte yerleştirmişlerdi. İyi, güzel de odanın hiç penceresi yok. Yatarken de kapıları açık bırakamıyoruz, hangi canlı ile karşılaşacağımızı belli değil. Zira doğa tutkunu Latife Hanım ilaca karşı; yataklarda cibinlik kullanılıyor. Odamız inanılmaz sıcak, iki gece hemen hemen hiç uyumadık. Ellerimizde yelpazeler, aynı pozisyonda sabahladık. Kahvaltıda bunu anlatırken kulak misafiri olan sevgili Emre, vantilatör getirerek bizi çocuklar gibi şenlendirdi. O gece uzunca bir süre vantilatörü nereye koyacağımıza karar verene kadar gülmekten yerlere yattık. Neyse, ikimizi de serinletecek uygun bir yer bulduk. Oh, keka. Ancak bir türlü serinleyemiyor, işi gırgıra vurup kahkahalarla gülüyorduk. Birden kapı çalındı, İlknur ve Işın odamıza daldılar. Bir türlü serinleyemediğimizi anlattık.

Işın, “Bu sadece bu odanın havasını döndürüyor, soğutmasını açmamışsınız ki” diye bizi uyarınca halimizi bir düşünün. Vantilatör çalışmaya başladı. Bir serinlik, bir serinlik… Keyifle yatıp uykuya geçmek üzere idik ki, vantilatör pat diye duruverdi. Tekrar çalıştırdık, tamam. 20 dakika sonra yine stop! Neticede, o geceyi 20 dakika serinleyip, vantilatör duruverince yerimizden kalkıp yeniden açmakla geçirdik. Sonradan anladık ki, meğerse vantilatör 20 dakikaya kurulu imiş. Biz ne bilelim? Ancak dönmeden bir gece evvel vantilatörü olması gerektiği gibi kullanmayı becerebildik ve uyuyabildik.

Yedi gün hem çok kısa, hem çok uzundu.

Ve hepimiz dağarcığımız dopdolu, hüzünlü, mutlu, sevgimizi duygularımızı paylaşarak ayrıldık. Dilerim bu tür çalışmaların devamı gelir ve hepimiz birlikte oluruz.

Başta Latife Tekin olmak üzere, derslerimize katkı sağlayan yazarlar, şairlere ve bu projeyi düşünüp gerçekleştiren Yasemin Sungur’a ve ayrıca güzel yürekleri güler yüzleriyle bize hizmet eden Gümüşlük Akademi’nin tüm ekibine, gönüllülerine sonsuz teşekkürler!

neşe yaşın

Sevgiyle, duygulu ve yazarak kalın…

“Sen bakma gittiğime, kalp izlerim hep orada.” -Neşe Yaşin

Hatice Çağlayan Ağanoğlu