Ne güzel uyuduk bugün… Yasemin Hocamız kahvaltı saatini yarım saat ileri taşıdı. Hepimiz 8.30’da kahvaltı masasında buluştuk. Tabiri caizse cıvıl cıvıldık.

Saat 10’da denize gitmek üzere arabaların başında toplaştık. Kadıkalesi’nin özel bir plajında daha da özel olan albatroslar eşliğinde kulaç attık. Cevat Şakir’in yaşlı ve kör bir balıkçıyı anlattığı öyküdeki “thalassa thalassa” sözü gibiydi deniz. Hem bizi coşkuyla karşılayan, hem vücudumuzu sarıp, tümüyle içine çeken derin tutku… Zehir gibi yani.

12.30’da Körfez Lokantası’nda, Çatal Ada’ya nazır konuşlandık. Balıklarımız enfesti.

Yemekten sonra Edebiyat Evi’nde buluştuk. Keyifli bir kapı önü sohbeti yaptık. Yasemin Hocamız bugün, anlattığı, uygulattığı konuların genel bir tekrarını yaptı önce. Latife Tekin’in üzerinde durduğu konularla öğrendiğimiz konuların buluştuğu noktaları tek tek işaret etti. Parmak kuklalarını kişiselleştirerek yaptığımız egzersiz, hazır bulunuşluk olmadan da hayal gücümüzü kullanabilmeye yönelikti.

neşe yaşınBugünkü konuğumuz, Kıbrıslı Şair Neşe Yaşın’dı. Programımızda olduğu üzere Emily Dickinson şiir kitaplarımızı açtık… Yasemin Hocamın okuduğu “Boşuna Yaşamış Olmayacağım” şiirini etkilenerek dinledik.

Bir tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem,

Boşuna yaşamış olmayacağım.

Bir yaşamdan acıyı alabilirsem,

Ya da bir acıyı hafifletebilirsem,

Ya da bir ardıç kuşunu yeniden yuvasına koyabilirsem,

Boşuna yaşamış olmayacağım.taçlar 6 gece

Neşe Yaşın’dan şiir yolculuğunun hikâyesini ve onun evrensel şiirlerinden bazı örnekleri dinledik. Neşe Yaşın, “Başka hiçbir şekilde yazamadığın zaman şiir yazıyorsun” diyor. Beni bugün derinden etkileyen söz ise Bachmann’ın “Faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar” sözü oldu.

Bilinç akışı tekniğiyle yaptığımız 5,5 dakikalık öykü çalışmasıyla gelişimimizi taçlandırdık. Hocamız, yazdığımız bu öyküleri Neşe Hanım’a verilmek üzere düzenlememizi istedi. Son akşam yemeğimize hazırlanmak üzere odalarımıza çıktık.

20;25’te yemekte eksiksiz toplaştık. Yasemin Hanım’ın masa üzerine serpiştirdiği mumlarla hoş bir hava yakalandı. Altı gündür ilk kez yemeğimizi müzik eşliğinde yedik. Genellikle Yunan müziği ve zaman zaman da Yeni Türkü dinledik. Rakılarımıza eşlik eden umut, sevgi, barış yüklü nağmelerin yaşamlarımıza, iyilik ve dostluğu getirmesini diledim.

Neşe Yaşın, bize bir kadeh kaldırma seremonisi anlattı. Tek tek uyguladık. Bir kişi önce konuşmasını yapıyor sonra, “Tamada” diyor, ardından masadaki herkes “Tamada” diyerek kadeh tokuşturuyor.

ışın

Yasemin Sungur, bu gece için bir sürpriz hazırlamış, daha önceden almış olduğu çiçekli taçları her birimizin saçına tek tek taktı. Mari, tek tek fotoğraflarımızı çekti. Çok şirindik hepimiz çiçek kız…

Latife Tekin de masamıza gelerek, seremoniye katıldı. Sema Hanım “Yazı Kampı” hazırlık sürecinin içinde bulunmaktan duyduğu gururu bizimle paylaştı. Son Tamada sözü bana verildiğinde, ben de Hundertwasser’in sözüyle yaptım konuşmamı: “Eğer bir insan bir düş görüyorsa bu yalnızca bir düştür. Eğer birden fazla insan aynı düşü görüyorsa bu, yeni bir gerçekliğin başlangıcıdır.” Öyleyse yazan kadınlara, Tamada!

Gece yeni güne doğru akıp giderken Yasemin Hanım’ın görevlerimizi anımsatmasıyla yeniden defter kalemlerimizle buluştuk… Üzerimizdeki rehavete rağmen bir iki saat daha çalışıp, kendimizi uykunun kollarına teslim ettik.

Sevgiyle,

Işın ABACI