Tatlı bir esinti penceremden odamı dolduruyordu… Saatin alarmı henüz çalmadan doğa beni uyandırmıştı. Hayata teşekkür ettim, bana tüm sundukları için.

11 kadın hepsi eşsiz, hepsi ayrı hikayeler. İlk kez buluşan gözlerimiz ve yüreklerimiz. İyi ki dedim Mari, iyi ki böyle bir karar verdin. İlk kez tek başıma bir tatile evet diyorum üstelik bu hayalini kurduğum yazı ile kitap ile yazmak ile dolu bir çalışma tatili. İçimden bir ses, hayatımda yeni bir dönemin kapılarının açıldığını fısıldıyor.

Kahvaltıda hepimiz birlikteydik diğer sabahlardaki gibi. Bu kahvaltı bir nevi güne hazırlık ritüeli. Yasemin’in derin bir nefes alarak, sanki her yaprağı içine çekerek söylediği o cümle bu satırlarda olmalı: “Günaydın hayat, özleyeceğim burada uyanmayı”… Ben de… Biz de…

gölet gümüşlük akademiGrup halinde günümüzün programını yaptık. Önce güzel bir deniz molası, isteyenler Turgut Reis’e alışveriş ziyareti, isteyenler Kadı Kalesi’nde kumsal ve deniz, diğerleri ise Gümüşlük Akademisi’nin bu eşsiz bahçesinde yazma molası vermek üzere anlaşıyoruz.

Bir arada olduğunu bilmek, aynı zamanda da kendin ile olmak… İçinde olmayı sevdiğim bir ruh hali bu. Benim için üretmek, sanki bu zamanlarda daha kolay, daha doğal, daha akıcı…

Deniz bizi güne harika bir enerji ile hazırladı. Dinlenmiş ve arınmıştık adeta. Öğleden sonraki zaman dilimimiz Sevgili Latife Tekin’e ayrılmıştı. Heyecanla bekliyordum, bekliyorduk.

Işıl ışıl gözleri, sıcacık yüreği ile konuşmaya başladı. Yıllar önce kaleminden nasıl bir aşkla, tutku ile dökülmüştü o kelimeler, hepimiz merak ediyorduk.

İlk kitabını 20 yaşında yazmış, bir anda tüm ezberleri bozmuş aykırı bir kadın. İlkleri almış hep hayatına, topluma karşı durmuş, tek istediği sokaktaki o yoksul çocuğu ezdirmemek olmuş.

Annesinin anısına yazdığı ilk kitap Sevgili Arsız Ölüm… Yazılmamış, sanki akmış, taşmış tek kelime ile… Koşa koşa, kana kana kelimeler yetişmeye çalışmış Latife’ye. Sorularımız ile ondan bu oluşun büyüsünü soruyoruz. Nasıl yazılır bir kitap? Ve anlatıyor:

dersteyiz latife tekin“Ben kitabımı daha yazılmadan görürüm, bilirim o var… Duygusunu ararım içimde bir yerlerde, nerede dersen onu bilmem… Sonra, sadece yaşarım hikâyemi, kahramanlarım ile konuşur, bazen de kavga ederim. Kelimelerin verdiği enerjiyi bilirim. Bir müzik olur yazılarımda, bir ritim. Sevgili annem var ilk kitabımda. Onun telaşı, koşuşturması. Ne yapsın bu kadın öyle çok yetişecek yeri var ki, konuşmaya bile vakti yok. İki omuzunda iki melek konuşur durur onlarla…”

İlginç bir şey daha söylüyor:

“Kitaplarımı ezbere bilirim. İlk kitap zaten vardır, o yaşadığın yerdir, yaşamındır o zaten akar. Asıl yazarlık, düşünce ile kurgu ile olur. Dili yeniden yaratmak gerekir. İlk cümlemi bulduğumda ise kitap bitmiştir. Ne anlatacağımı hiç bilmem, nasıl bilebilirim ki? Her gün yeni bir gün, yeni bir başlangıç… Bana göre doğru olan, yaptığını yaşamaktır. Kalabalığın içinde de olsan ruhunu, bedenini, aklını buna taşıyabilmektir. Bazen ise hiç böyle olmaz, izole olurum, yok olurum. Tüm kahramanlarım benim aslında, ben onları bir bir yaşarım. İnsanlığı yazmak istiyorum, benim anlattıklarımı 10 yıl sonra anlasınlar, duyguları alsınlar. Hatta kitaplarım benden çıksın, insanlığa gitsin ve ben yok olayım…”

Sen yok olma Latife Tekin… Sen hep yüreklerde yaşa sonsuza dek…

11891261_10153080031718596_7205749544034110852_nVe bu güzel anlatıdan sonra Latife Tekin’in ağzından Gümüşlük Akademi’yi dinledik, her odayı ayrı ayrı gezdik. Her birinde ayrı yaşanmışlıklar, izler gözümüze çarptı. Sanki duvarlarda onların hâlâ sesleri vardı. Boş sandalyeler takıldı gözüme, boş gibi gözüken fakat o büyük şairleri yazarları ağırlayan o sandalyeler, konuşuyorlardı kendi aralarında. Havada o duygular gidip geliyordu, bu topraklarda, bu basamaklarda yaratım duygusu vardı. Kare kare, adım adım… Hepsini bir nefeste içtik kana kana. Hepimiz ne kadar da acıkmışız böylesine gerçek, böylesine sade, böylesine doğal bir insana, bir mekana, bir avuç insana…

11887875_10153493264648895_8575029514751945709_nLatife’nin enerjisi bu bahçede bu kadınlarda da vardı bana göre. Her şey göründüğü gibi de olamayabiliyor aslında… Askerde iki oğlunun haberi ile eli kalbinde nefes alan, ablasının hastalığını henüz yeni öğrenen ve onun için çırpınan bir diğer yürek, oğlunu zamansız kaybeden ve bu acıyla yaşamasını öğrenen, canı kızının kendi istediği hayatını kurması adına, sevdiği fakat ayrıldığı adama meydan okuyan, sevginin, bilginin tohumunu ekmek, beslemek ve büyütmek adına 3 yaşındaki minik kızı ile yollara düşen, en sevdiği yerleri, insanları uzun uzun anlattığı, canı bildiği kardeşini zamansız kaybeden ve onun acısını parmağında mavi mineli yüzük ile sevgiye dönüştüren… Hepsi tek başına başka hikayeleri olan, yaşanmışlıkları olan bu eşsiz, cesur yürekler bize neyi anlatıyorlar? Neyi anlatacaklar? Benim görebildiğim sadece şu; her şeye ve her duruma rağmen önce insanlık için ve evet “kadınlar” için bir şey yapmak isteyen bu kadınlar, size gönülden teşekkürler. Bu kadınları, ne koşulları ne de sınırlı imkanları durduramıyor. Tam aksine daha farklı ne yapabilirim diyor bu eşsiz yürekler, bizleri yüreklendiriyorlar…

Artık akşam yemeği vakti geldi. Akşam yemeklerinde yapılan sohbetler, günümüzün değerlemesini yapmak ve duygu değişimlerimizi, aklımızda ve kalbimizde kendi yerlerine yerleştirmek adına kıymetli zamanlarımız. Ardından ay ışığında film saatimiz başlar. Bugünkü duygularımızı daha da pekiştiren önemli bir yapıt PK. Farklı bir kültürel boyutta insanlığa, varoluşa fantastik bir bakış.

Bir günü daha dolu dolu bitirdik. Bakalım buradan giderken, Yasemin Hocamızın dediği gibi hikayelerimizi valizlerimize yerleştirip mi gideceğiz? Ben de bilemiyorum, tek bildiğim ise yarın yeni bir gün ve yeni başlangıç…

Mari Camgöz Pektezol