Gümüşlük Akademi’de Kadınca Yaz(ı) Kampı’nın dördüncü sabahına uyandık. Vadinin üzerine inen puslu hava günümüzün sıcak geçeceğinin habercisiydi. Meşe ağaçlarının sık dalları şemsiye olacaktı bize.

IMG_4298Vadinin içlerine, dağların tepelerine yayılan, legoları andıran beyaz Bodrum evlerinde hayat henüz başlamamıştı. Sabahın erken saatinde, Yaz(ı) Kampı’nın güzel ve yürekli kadınları odalarımızdan çıkmış, ağaçlara, tavuklara, kedilere günaydın diyerek kahvaltı mekânımıza yürüyorduk. Kırmızı balıklar, kurbağalar uyanmamıştı henüz. Su yılanı göletin hâkimi benim edasıyla başı yukarıda yüzüyordu. Kahvaltı salonundan mis gibi omlet ve ekmek kokuları geliyordu. Yeni gün mutlu kadınlarla başlıyordu bu kampta.

gölet gümüşlük akademi

Üretmenin, paylaşmanın, öğrenmenin verdiği haz gözlerden okunuyordu. Büyülü bir bahçeydi burası. Zamanın dışında.

Bugünün sabah programı iki seçenek sunuyordu bize. Birinci grup denizin mavisine koşup, bedenini suyun ve güneşin enerjisine bırakmak istemişti. Diğer grup ise Cuma’nın Heykel Tarlası’na gidecekti. Akademi’nin çeşitli köşelerinde gördüğümüz heykeller ilgimizi çekmiş sanatçısını sormuştuk. Latife Tekin’in “Anlatmakla olmaz, görmek gerekir, gidelim” sözü üzerine yola çıkıldı. İkinci grup kampa döndüğünde “Muhteşemdi, görmeniz gerekirdi, çok farklı bir yaşam ve üretim” sözcükleriyle coşkusunu anlattı. IMG_4123Toprak yolun iki tarafında göz alabildiğince uzanan tarlada ağaçlar yerine irili ufaklı heykeller kök salmıştı. Doğaya zarar vermeden, kurumuş ağaç gövdelerinden, hurda metallerden ve taşlardan yapılmıştı her biri. İnsan ve hayvan figürleri, erkeğin kadına şiddetini simgeleyen heykeller, algısı bize bırakılmış çeşitli ağaç formları…

Bunları üreten “Cuma” yaşam şekliyle de farklıydı diğer insanlardan. Çeşitli atık malzemelerden oluşturulmuş kulübesiyle, yaşamak, yaratmak için çok şeye ihtiyacımız yok, eşyaların esiri olmayın diye haykırıyordu adeta. Düzenin yaşamak için dayattıklarından vazgeçebildiğimiz ölçüde özgürdük. “Cuma” o tarlada ruhuyla yaratmış ve heykelleriyle kucaklamıştı dünyayı. Ne tam dışında, ne tam içinde hayatın…

cumanın heykel tarlası

Meşe ağaçlarının gölgesinde iştahla alınan öğle yemeğinde sohbetlerimiz ve neşemiz doğanın seslerine karıştı. Ağustos böceklerinin tiz çığlıkları bile duyulmadı kahkahalarımız arasında. Kahveler içildikten sonra, edebiyat evine doğru yürümeye başladık.

Günün ikinci yarısı başlarken, Yasemin Hocamızın hazırladığı yeni programı merakla bekliyorduk. Masa etrafındaki yerlerimizi almıştık. Her gün değiştiriyorduk oturduğumuz yeri birbirimize hep aynı açıdan bakmamak için… Masanın üzerindeki kitapların, defterlerin, kalemlerin, rengârenk martıların üzerine on bir kadının hayalleri saçılmıştı. Yasemin Hoca, beyaz tahtanın başında anlatmaya, bizi farklı bakış açılarına, duygulara götürmeye başlamıştı. sumru n un ziyaretiKendi zihnimizi, duygularımızı seyrediyorduk. Dışarıdaki ağaçlara, uçan kuşlara, karşımızda oturan arkadaşımızın hallerine, yaşadıklarımıza bakan gözlerimiz yanına duyguları da alarak gönül gözüyle bakmaya başlamıştı. Renkler çoğalmıştı. Bilinç akışı tekniği ile her eylemimizin, her duygumuzun oluşumundaki yolculuğun kaynağına gittik. Süzgeçlerimizin boyutlarını belirledik.

Akşamüzeri Kitap ile Sohbet grubumuzdan Sumru geldi ziyaretimize. Kadınca öykülerimizin yaktığı bedenlerimizi Sumru’nun getirdiği dondurma soğuttu. Çocuklar gibiydik dondurma külahlarımızı alırken.

Gümüşlük’te güneş bir başka güzel batardı. Hepimiz bu şahane manzaraya bir kez daha şahit olmak istedik. Işın’ın önerisiyle, yüksek bir tepede konuşlanmış “Tel Dolap” adlı restorana gittik. Güneşin aslında batmadığını, bizden çok uzaklardaki insanların yeni günlerini başlatmak üzere başka hayatlara aktığını bilerek uğurladık onu. IMG_4289

Renklerin güzelliği, denizin ve adaların bu renklere bürünmüş hali büyüledi bizi. Fotoğraflarla anılarımızda sakladık bu anı.

Çalışma bitti sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Biz denizde, yemekte, iki sohbet arsında üretebiliriz. Güneşi yolcu ettikten sonra, sayılı kelime-sınırlı zaman tekniğimizle yeni öyküler yazdık. Paylaşım heyecanını yaşadık yeniden ve beğenilme duygusunun hazzını. Nefis bir yemekle taçlandırdık günümüzü. Kısa bir Gümüşlük turu sonrası üretken bir günün mutluluğu ile zihnimde kampımızın sloganı “Mutato nomine de te fabula narratur”u sayıklayarak uykuya daldım.

“İsmi değiştir, anlatılan senin hikâyendir.”

Yarın yeni bir güne, yeni hikâyelere uyanacaktık…

İlknur Karapolat